Problemin kulak zarındaki delik ile sınırlı olduğu durumlarda sadece kulağın sudan korunması ile iltihaplanmalar izlenmiyorsa ameliyat hastanın tercihi doğrultusunda yapılmaktadır. Basit zar deliklerinde işitme kaybı %30 civarında olup bu hastalar mutlaka ameliyat olması gereken grupta değillerdir. Buna karşın kolestatoma gelişmiş, orta kulak ve iç kulak kemiklerini eriten iltihap varlığında hayati tehlikelere varan sorunlar olabilme ihtimali mevcut olup bu hastaların mutlaka ameliyat olmaları gerekmektedir.
Bir sabah uyandığınızda ya da gün içinde, örneğin telefonla konuşurken gelen sesleri az duyduğunuzu ya da hiç duymadığınızı fark ettiyseniz, bu durumun birkaç nedeni olabilir. Kulak kiri gibi basit bir şekilde düzelebilecek bir sorun olabileceği gibi, ani işitme kaybı adı verilen ve acil olarak tedavi gerektiren bir durumla da karşı karşıya olabilirsiniz. En kısa zamanda bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurmanızı öneririz.
Dünyada 100000’de 10-20 arasında görülen, nedeni bilinmeyen ani işitme kayıpları kulak burun boğaz hastalıkları pratiği içerisinde acil değerlendirme ve tedavi gerektiren durumlardan olup, işitme kaybına ilk günlerde müdahale edilmezse işitme kaybınız kalıcı hale gelebilir.
Normal olarak dış kulak yolunda mantar sporları mevcuttur. Kulağa su kaçırılması, nem gibi faktörler sonucu üreme vasatı bulurlar. Özellikle deniz, havuz ve hamam tatilleri esnasında ve sonrasında sık görülür. Kronik akıntılı orta kulak iltihaplarının seyri esnasında da sık görülür. Lokal antibiyotik kullanımı hastalığa vasat hazırlayabilir, ancak sistemik ilaçların bu tür bir yan etkisi yoktur. Tek veya iki taraflı görülebilirler. Kaşıntı, kötü kokulu akıntı, işitme kaybı, bazen ağrı şikâyetleri yapar. Otomikoz tedaviye dirençli olabilir, tekrarlarla seyredebilir. Hastalık ilaçla iyi oluyor, ancak sık sık tekrarlıyorsa her su ile temas riski öncesi dış kulak yolunu asidifiye etmelidir. Örneğin banyolardan 15 dakika önce 5-10 damla alkol borik solusyonu damlatmak gibi. Dış kulak yolu ve zar sağlamsa bu işlem ağrı yapmaz. Tedavi planlamasında mantar türünün bir önemi yoktur, bu nedenle kültür gerekmez. Tedavide antibiyotik kullanımının yeri yoktur. Mantar enfeksiyonları kulak zarında ve dış kulak yolunda kalıcı hasar oluşturmazlar. Oluşturdukları işitme kaybı tedavi ile düzelir.
Kulak çınlaması, hastanın herhangi bir dış uyaran olmadan ses işitmesi halidir. Kulak çınlaması sadece hastanın hissettiği subjektif tinnitus ve muayene eden hekim de duyabildiği objektif tinnitus olmak üzere iki gruba ayrılır. Sürekli veya gelip geçici olabilir.
Sürekli kulak çınlaması araştırılması gereken bir şikayettir. Genellikle işitme kaybı ile birliktedir; ancak hastalar bunun farkında olmayabilirler. Bu hastalarda işitme kaybının varlığı odiolojik testlerle tespit edilebilir. İki taraflı olanları daha çok yaşlanma tipi işitme kaybı ile birlikte bulunur. Hastayı rahatsız edecek kadar şiddetli olabilir. Özellikle geceleri sessiz ortamda rahatsız eder. Tek taraflı kulak çınlamaları muhakkak araştırılmalıdır. Altından tümör çıkabilir. Bu patolojilerin varlığı odiolojik testlerle ortaya konulsa bile kesin tanı ancak BT ve MR gibi görüntüleme yöntemleri ile konabilir. Kulak çınlaması aspirin, digoksin ve streptomisin gibi ilaçların intoksikasyon belirtisi ve akustik travmaya bağlı işitme kayıplarının ilk bulgusu olabilir. İşitme kaybı olmaksızın seyreden kulak çınlamaları aortadan kafa içindekilere kadar her türlü damardaki aterosklerotik değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Kulak boyundaki büyük damarlara oldukça yakındır ve kan akımının çıkardığı sesleri duyabilir. Bu tip kulak çınlamaları daha çok uğultu şeklinde tarif edilir.
Sebep tam olarak ortaya konulamıyor ise spesifik tedavisi yoktur. Kan akımını düzenleyici ilaçlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Kayde değer herhangi bir yan etkileri olmayan bu preparatın, öncelikle denenmesinde fayda vardır. Etkinin değerlendirilmesi en az bir aylık kesintisiz tedavi sonucunda yapılır. Tinnutusun geceleri sessiz ortamda verdiği rahatsızlık bir radyo vasıtasıyla baskılanma yoluna gidilebilir. Hastalar kulak çınlamasının kendilerinde dayanılmaz bir sıkıntı yaptığını ifade edebilirler. Bu hastalarda iyi bir anamnezle sıkıntının kaynağının başka bir faktör olduğu tespit edilebilir. Bir başka ifade ile sıkıntılı dönemlerde zaten var olan çınlama daha çok rahatsızlık verebilir.
İşitme kayıplı bireylerde işitme kaybının olumsuz etkilerini önlemek veya gidermek amacıyla kullanılan ve kişinin ihtiyacı olan düzeyde işitebilmesini sağlayan cihazlara işitme cihazı denilmektedir. İşitme cihazının verilebilmesi için sağlık kurumlarında işitme kaybının tipinin ve derecesinin odyolojik testler ile belirlenmesi gerekmektedir. Testler sonucuna göre kişinin kaybına uygun cihaz önerilmektedir.
İşitme kaybınızın tipine ve derecesine göre, sizin için en uygun işitme cihazını, sadece kulak burun boğaz hekimi önerebilir.
Problemin kulak zarındaki delik ile sınırlı olduğu durumlarda sadece kulağın sudan korunması ile iltihaplanmalar izlenmiyorsa ameliyat hastanın tercihi doğrultusunda yapılmaktadır. Basit zar deliklerinde işitme kaybı %30 civarında olup bu hastalar mutlaka ameliyat olması gereken grupta değillerdir. Buna karşın kolestatoma gelişmiş, orta kulak ve iç kulak kemiklerini eriten iltihap varlığında hayati tehlikelere varan sorunlar olabilme ihtimali mevcut olup bu hastaların mutlaka ameliyat olmaları gerekmektedir.
Kolesteatom orta kulakta tekrarlayan iltihabi durumlar sonucunda veya östaki tüpü çalışmasında yetersizlik olduğu durumlarda oluşur. Östaki tüpü orta kulak basıncını eşitlemek için genizden hava geçişini sağlayan, orta kulak ile genzimiz arasında belli durumlarda açılıp kapanma görevi olan bir tüptür. Alerji, nezle veya sinüzit gibi nedenlerle östaki tüpü yetersiz çalıştığında orta kulaktaki hava vücut tarafından emilir, kulakta kısmi bir vakum (negatif basınç) meydana gelir. Negatif basınç, kulak zarını içeri doğru çekerek zarda bir cep ya da kese oluşturur (özellikle geçmişteki kulak iltihapları sebebiyle kulak zarının zayıfladığı bölgeler bu negatif basınca daha dayanıksızdır). Oluşan bu kese veya cebin içerine yavaş yavaş kulak kirleri birikmeye başlar. Zamanla bu kese veya cep kendi kendini temizleyememeye başlar bu da kolestatom dediğimiz iltihabın temellerini hazırlamış olur.
Kronik orta kulak iltihabı kolestatomlu olsun olmasın cerrahi tedaviyi gerektirir. Cerrahi tedavi çoğunlukla genel anestezi (narkoz) altında yapılır. Cerrahinin temel amacı kolesteatom ve enfeksiyonu temizlemek ve enfeksiyonsuz kuru bir kulak elde etmektir. İşitmenin korunması veya düzeltilmesi tedavide ikincil amaçtır.
İç kulak kireçlenmesi olarak bilinen otoskleroz hastalığı işitme kaybının sık görülen nedenlerinden birisidir. Otoskleroz hastalığında, üzengi kemikçiğinin iç kulak ile komşu olduğu duvarda yapısal kireçlenme sonucu katılaşma olur ve üzengi kemiğinde hareket kısıtlanması meydana gelir. Buna bağlı olarak ses dalgaları iç kulak sıvılarına yeterli düzeyde iletilemez ve iletim tipi denilen işitme kaybı meydana gelir. Bu durumda iç kulak sağlamdır. Yalnızca sesler iletilememektedir. Ancak hastalığın ilerleyen dönemlerinde bu kireçlenme iç kulak duvarını da etkileyebilmektedir ve sinirsel tip işitme kaybı da oluşabilmektedir.
Otoskleroz ön tanısı konulan hastalarda, hastalığın şiddeti ve hastanın tercihlerine göre tedavi planı yapılmaktadır. Yeni başlayan ve klinik olarak kişiyi çok fazla etkilemeyen durumlarda hasta işitme testleriyle takip edilebilir. İşitme kaybı sosyal yaşantısını etkileyen hastalar için, ameliyat ya da işitme cihazları ile rehabilitasyon tercih edilebilir. Bunların dışında hastalığın ilerlemesini yavaşlatan sodyum florür gibi bazı ilaç tedavileri de mevcuttur ancak bu ilaçlar çok tercih edilen tedavi yöntemi değildir.
Vertigo, denge sisteminde ortaya çıkan fonksiyon bozukluğu sonucu baş dönmesi olarak adlandırılır. Vertigo sırasında hastalar çevredeki eşya veya insanların etrafında döndüğünü ifade ederler. Vertigo bir hastalık değildir; bir bulgudur. Bu nedenle hangi hastalığın vertigoya neden olduğu araştırılarak tanıya gidilmelidir. Vertigoya neden olan her hastalığın tedavisi farklıdır. Bu nedenle vertigonun tedavisi altta yatan hastalık tespit edildikten sonra yapılmalıdır.
İç kulağın iki bölümü ve iki farklı görevi vardır. Salyangoz kısım ses iletimi ve işitmeden sorulmudur. Labirent kısmı ise başın çevreye göre yatay, dikey ve açısal hareketlerine dair üst merkezlere veri yollar. Bunu da utrikül, sakkül adlı yapılar ve yarım daire kanalları aracılığı ile yapar. Labirenti etkileyen hastalıklar, ilaçlar ve enfeksiyonlar bu veri akışını bozacağından vertigoyla sonuçlanacaktır.
Denge hissimiz aşağıdaki sistemlerin karışık bir ilişkisi sonucu gerçekleşir: İç kulaklar, hareketin yönünü belirler; dönme, ön-arka, yan-yan, yukarı aşağı gibi. Gözler, vücudun boşlukta nerede olduğunu (ayakta, ters dönmüş gibi) ve hareketin yönünü görür. Doku alıcıları, eklem ve omurga gibi organlarda bulunur, vücudun hangi bölgesinin yere değdiğini ve üç boyutlu olarak vücutun çevreye göre pozisyonunu algılar. Kas ve eklem his alıcıları, vücudun hangi kısımlarının hareket ettiğini algılar. Merkezî sinir sistemi (beyin ve omurilik), diğer dört sistemden gelen bütün bulguları değerlendirerek, aradaki ilişkiyi sağlar. Bu sistemlerden herhangi birindeki bozukluk kendini baş dönmesi olarak gösterecektir.
Meniere Hastalığı, ataklar halinde ortaya çıkan, kulakta çınlama, uğultu, dolgunluk hissi, işitme kaybı ve baş dönmesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastada atak sırasında bulantı kusma görülebilir. İşitme kaybı ilk ataklarda geçicidir, tipik olarak düşük frekansları yani kalın sesleri içerir ve atak sonrası işitme normale döner. Ancak atak sayısı arttıkça kalıcı işitme kayıpları da görülebilir. Bazı hastalarda bilinç kaybı olmadan düşmeler ortaya çıkabilir. Meniere yaklaşık hastaların üçte birinde çift taraflı olabilmektedir. Meniere hastalığının kesin nedeni bilinmemektedir. İç kulakta bir ‘şişme’ olduğu düşünülmekte, bu şişmenin normalde birbirine karışmaması gereken farklı tuzlar içeren endolenf ve perilenf sıvılarının birbirine bir şekilde karışmasıyla, endolenf sıvısının emilimindeki bir bozuklukla ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.
Tedavi hastalarda öncelikle tıbbi tedavi gündeme gelmelidir, bu da iki aşamaya sahiptir: Atak tedavisi ve önleyici tedavi. Atak tedavisinde hastanın bulantı kusması da varsa hastaneye yatırılıp damardan atağı yatıştırıcı serum tedavileri verilebilir. Atak sonrası ise önleyici tedaviler verilir. Önleyici tedavide ilk basamak yaşam biçimi değişiklikleridir. Hastaya tuzsuz yemesi, sigara içiyorsa sigarayı bırakması, stresten uzak durması önerilir. Ayrıca ataklar arasında iç kulağı güçlendirerek atakların sayısını azaltmak ve ataksız periyodları uzatmak için çeşitli ilaç tedavileri de verilebilmektedir. Bu tedavilere rağmen ataklar kontrol altına alınamadıysa kulak enjeksiyonu tedavisi gündeme gelebilir. Burada işitmesi bozulmamış bir hastada öncelikle orta kulağa kortizon enjeksiyonları uygulanmaktır. Bu işlem poliklinik ortamında lokal anestezi ile yapılabilir. Atakları hala kontrol altına alınamamış, kalıcı işitme kaybı olan olgularda ise orta kulağa az önce tarif edilen yöntemle gentamisin enjeksiyonları yapılabilir. Gentamisin özellikle denge siniri üzerine toksik bir antibiyotiktir. Hasta kulaktaki bozulmuş denge sistemi iptal edilerek atakların önüne geçilebilir.
İlaç tedavilerinden yarar görmeyen hastalarda cerrahi tedaviler uygulanabilir. Endolenfatik kese cerrahisi, vestibüler nörektomi adı verilen denge sinirinin kesilmesi ve Labirentektomi denilen hasta taraftaki iç kulağın bütün işitme ve denge fonksiyonlarının sonlandırılması başlıca cerrahi tedavilerdir. Yüksek başarı oranına rağmen meniere hastalığı ameliyatları özel bir eğitim ve konsantrasyon gerektiren, riskli ameliyatlardır.
Halk arasında “kristal kayması” denen ve baş dönmesinin ana sebebi olduğu sanılan hastalık aslında pozisyonel baş dönmesi (Benign pozisyonel paroksismal vertigo) olarak tanımlanır. Normal koşulda hepimizin kulağında kristaller vardır. Bu kristaller utrikül ve sakkül dediğimiz yapılarda tüylü hücrelerin üzerindeki bir jel tabakasının içinde yer alırken yarım daire kanalları içinde yer almazlar. Bir şekilde bu kristaller yarım daire kanallarına kaçarsa hastada baş dönmesi meydana gelir. Tipik olarak bu baş dönmesi ani baş hareketleriyle ortaya çıkar. Saniyeler kadar kısa sürer, çok şiddetli olabilir, bulantı-kusma eşlik edebilir. Bu hastalığın bilinen nedenleri arasında kafaya alınan darbeler, uzamış yatak istirahati, geçirilmiş bazı kulak ameliyatları sayılabilir.
Kristal Kayması Hastalığı’nın tanısında öykü çok önemlidir. Bu hastalıktan şüphelenildiğinde ‘Dix-Hallpike’ manevrası denilen bir manevrayla tanı konmaktadır. Bu manevrayla tanı koyulunca tedavide ‘Epley’ manevrası olarak adlandırılan bir manevrayla yer çekiminden yararlanılarak kristaller yerine oturtulur ve hasta böylece tedavi edilmiş olur. Bir tek tedavi manevrasının bile etkinliği çok yüksektir. Epley tedavi manevrası hastaya 10 gece boyunca hangi pozisyonda uyuyacağı konusunda bilgi verilir. 10. geceden sonra hasta normal pozisyonda uyuyabilir. Pozisyonel baş dönmesi tedavisinde ilaç tedavisinin yeri çok küçüktür. Nadiren tanı-tedavi manevralarında hasta aşırı bulantı-kusma yaşarsa bulantı kesici ilaçlardan yararlanılabilir.
Kronik rinosinüzit en az 12 hafta süren ve aşağıdaki belirtilerden en az iki tane olan bir durum anlamına gelir: 1. Burun tıkanıklığı, 2. Burun veya geniz akıntısı, 3. Yüz ağrısı, yüzde basınç, ya da “doluluk”, 4. Koku duyusunda azalma. Akut rinosinüzit genellikle soğuk algınlığı nedeniyle meydana gelen sinüslerin geçici bir enfeksiyonudur. Kronik rinosinüzit, soğuk algınlığını takiben meydana gelen ve belirli bir tedavi yaklaşımı gerektiren daha kalıcı bir sorundur. Belirtileri daha düşük dereceli olduğundan hem hastalar hemde sağlık sağlayıcıları tarafından göz ardı edilebilir.
Kronik rinosinüzitin potansiyel tedavileri şunlardır: 1. Yaşam tarzı değişiklikleri; 2. Günlük tuzlu su ile burun yıkama; 3. Kortizon içeren burun spreyleri ve hapları; 4. Antibiyotikler; 5. Montelukast içeren ilaçlar.
Cerrahi; ilaç kullanımının allerji veya başka bir nedenden ötürü mümkün olmadığı veya ilaçlarla yeterince kontrol sağlanmayan hastalarda ve sinüs boşluklarını tıkayan mukus ve polipleri temizleyip sinüs açıklıklarını yeniden açmak için hekiminiz size cerrahi önerecektir. Ameliyatın yararlı olduğu durumlar şunlardır:
- Kronik rinosinüzit belirtileri yukarıda belirtilen tıbbi tedavilerle yeterli iyileşmediğinde,
- Nazal polipler mevcutken glikokortikoid(steroid) tedavisi ile poliplerin yeterince küçülmediği durumda,
- Alerjik fungal rinosinüzit olduğunda,
- Paranazal sinüs bilgisayarlı tomografide sinüslerin drenajını engelleyen yapıların olması,
- Sinüs drenajında zorluk veya burun tıkanıklığına neden olan ciddi septum deviasyonu olduğunda,
Burun septumu, burun boşluğunu ortadan ikiye bölen bir duvardır. Septumun ön kısmı kıkırdaktan, arka kısmı ise kemikten oluşmuştur. İdeal koşullarda septumun orta hatta bulunması, sağ ve sol burun boşluklarının da eşit genişlikte olması gerekir. Ancak çoğu kişide septum tam olarak orta hatta değildir, hafif eğrilikler vardır. Bu tür hafif eğrlikler herhangi bir şikâyete neden olmaz. Septumun tamamı veya bir parçasının belirgin eğri olup orta hattan kayması ve solunumu etkiler duruma gelmesi hastalık olarak tanımlanır.
Burun içi boru gibi bir boşluk olmayıp her iki tarafta üçer adet konka adı verilen etler de bulunur. Septumdaki eğrilikle birlikte konkalarda büyüme ve şişlik yani hipertrofi olursa burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir.
Çoğu burun kanaması, burun ön bölümünde bulunan kılcal bir damarın çatlaması nedeniyle tek taraflı olur. Kanamaların çoğunluğunu bu tip kanamalar oluşturur. Sıklıkla kuru iklimlerde veya kış aylarında kuru ve sıcak oda havası nedeniyle burun içini kaplayan mukozanın kuruması sonucunda oluşan kabuklanmalar ile olur. Bu bölgedeki damarlar oldukça ince ve yüzeyde olduklarından burun sümkürülmesi, çocuklarda burun ile oynama ve hatta ufak dokunuşla dahi kanayabilir. Bu tip kanamalar genellikler tek taraflı bazen iki taraflı da olabilir.
Burun kanamasının beyinden geldiği inanışı: Burun kanamaları burun kökenlidir. Kafa içi, beyin ile burun arasında bir travma söz konusu değilse irtibat yoktur. Bu inanıştan dolayı birçok hasta nöroloji ve beyin cerrahi Uzmanlarına gereksiz bir şekilde başvurmaktadır.
Koku alma bozukluğuna yol açan nedenler arasında en sık olarak burun ve sinüs hastalıkları gelir. Allerjik rinit, Nazal polipler, sinüzit, ileri derecede burun kemiği ve kıkırdağı eğrilikleri, burun travmaları, burun eti büyümeleri, çocuklarda geniz eti sık rastlanılan burun kaynaklı koku alma bozukluğu nedenleridir. Bunun dışında üst solunum yolu viral enfeksiyonları ve kafa travmaları da en sık koku alma bozukluğu nedenleri arasında yer alan durumlardır.
Koku alma bozukluklarının tedavisinde öncelikle kişinin mevcut koku alma bozukluğunu detaylı bir şekilde sorgulayarak işlemlerimize başlamalıyız. Koku alma bozukluğunun şiddeti, nasıl ortaya çıktığı, sürekli mi aralıklı mı olup olmadığı, ne kadar süreden beri var olduğu, gibi pek çok soru ile hastalığın nedeni hakkında bilgi edinilir. Bu ön hazırlık sonrası detaylı bir KBB muayenesi yapılır. Bu KBB muayenesinde mutlaka koku alanı endoskopisi de yapılmalıdır. Koku alanı endoskopisi bizlere koku alma bozukluğunun iletim tipi bir kayıp olduğu konusunda bilgi verir. KBB muayenesinden sonra Koku Eşik, Koku Ayırtetme, Koku Tanımlama ve Koku Hedonik Skala testlerini yapmak gerekir. Koku ile ilgili tüm bu testler Koku alma bozukluğunun türü hakkında bizi bilgilendirir. Daha sonra Koku alanının tomografi ile görüntülenmesi ve koku soğancığının hacmini MR ile değerlendirme aşamasına geçilir. Bu aşamalarda koku alma bozukluğunun iletim tip mi yoksa sinirsel bir soruna mı bağlı olduğu netleştirilmemişse Koku uyaranı ile oluşan elektriksel aktivite kaydının yapıldığı olfaktometre ile beyindeki koku bölgelerine sinyalin ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilir. Haritalandırmanın yapılması için de fonksiyonel MR kullanılır.
Tedavi aşamasında 3 temel seçenek kullanılır. İlaç tedavisi, cerrahi tedavi ve rehabilitatif terapi. A vitamini koku alma bozukluğu tedavisinde sıklıkla kullanılır, bunun dışında nedene yönelik olarak diğer ilaçlar da kullanılır. İlaç tedavisinin bir sonuç vermediği durumlarda cerrahi tedavi ile koku alanı önündeki blokajı kaldırmak gerekir..
Burun estetiği ameliyatı esnasında burun içi de ayrıntılı olarak değerlendirilir. Burun bölmesi kıkırdağı burun dışını şekillendirmek için kullanıldığından burun bölmesindeki eğrilikler gibi tıkanıklık yaratan sebepler burun bölmesi kıkırdağı alınırken giderilir. Bunun haricinde kronik sinüzit, burun etlerinde (konka) büyüme gibi ek problemleri de varsa aynı seansta giderilir.
Burun yüzün tam ortasında bulunur ve yüzün estetik görünümünün önemli bir parçasıdır. Burunla ilgili problemler kişiden kişiye farklıdır ve genellikle kişinin yüz yapısına özeldir. Bu yüzden burun estetiği ameliyatı da kişiye ve yüze özel tasarlanarak yapılmalıdır. Hastaların ameliyat olmadan önce fotoğrafları çekilerek burun ve yüz analizlerinin doğru bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bütün bu ameliyat öncesi doğru planlamanın amacı hastanın yüzüne, cinsiyetine, beklentisine uygun, sağlıklı nefes alabildiği güzel bir buruna kavuşmasıdır.
Burun estetiği sonrası yüzde morarma ve şişme her ameliyatın sonrasında az veya çok görülür. Ameliyat sonrası yaklaşık 48 saat boyunca aralıklı buz uygulaması yapılır bu esnada hasta başı dik pozisyonda yatmalıdır. Nihayetinde oluşan şişlik ve morluk çoğunlukla 7-10. gün geçmiş olur. Ameliyat sonrası uzun bir süre yakın temas sporlarından kaçınılmalı, mümkün mertebe burun darbelere karşı muhafaza edilmelidir. Ameliyat sonrası bir aya kadar devam eden burun içi kabuklanma için tuzlu su solüsyonları ve nemlendirici spreyler önerilmektedir. Yaz dönemi ameliyat olan hastaların en az 3 ay boyunca direkt güneş ışığından uzak durmaları ve güneşten korunmak için şapka ve yüksek faktörlü güneş kremleri kullanmaları gerekmektedir. Burun estetiği ameliyatı sonrası 6 ay boyunca gözlük kullanmaktan sakınılmalıdır.
Burunla ilgili problemler kişiden kişiye çok farklıdır ve genellikle kişiye ve yüz yapısına özeldir. Her burun yapısı ve yüz yapısının farklı olmasından dolayı rinoplasti (burun estetiği) ameliyatı da kişiye ve yüze özel tasarlanarak yapılmalıdır.
Ameliyat sonrası genellikle burun içine yerleştirilen tamponlar, doktorunuzun kararına bağlı olarak ortalama 2-7 gün arasında alınır. Yeniden şekillendiren burun şeklini desteklemesi için burun sırtına alüminyum plaka ya da alçı uygulanır ve 1. hafta alınır. Açık teknikle yapılan ameliyatlarda burun ön kısıma atılan dikişler 7. gün alınır. Ameliyat sonrası 24 saat göz etrafına buz uygulaması, saatte ortalama 20 dk şeklinde uygulanır. Göz etrafındaki şişlik ve morluk 1. hafta sonunda çoğunlukla geçmiş olur ancak bu süre 2 haftaya kadarda uzayabilmektedir.
Alerjik nezle burun ve üst solunum yollarının tekrarlayan bir hastalığı olup, burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, damakta kaşıntı gibi bulgularla ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde alerjik burun hastalığı çocuklarda %10-15 oranlarında görülebilmektedir.
Çocuklar en sık geçirdikleri üst solunum yolu enfeksiyonlarında özellikle burunda ortaya çıkan ödem ve akıntılara, bademcik ve geniz eti büyümelerine bağlı horlayabilmektedir. Horlama eşlik eden nefes durma (apne) ataklarıyla görülüyorsa tehlikeli olabilmektedir.
Bademcik ve geniz etlerinin büyümesi ve sık iltihaplanması çocuklarda işitme kayıpları, ortodontik bozukluklar, yüz gelişiminde bozukluklar, konuşma bozukluğu, horlama, ağızdan soluma, gece öksürükleri, burun akıntıları gibi problemlere yol açabilmektedir. Bademcik ve geniz eti büyümeleri üst solunum yolunu daraltacak boyuta ulaştığında horlama ve apne dediğimiz uykuda nefessiz kalma gibi ciddi sorunlar başlatır. Ayrıca romatizmal ateş olarak bilinen hastalık A grubu beta hemolitik streptokoklara karşı oluşturulan antikorların yol açtığı bir komplikasyondur. Kalp kapakçıklarında bozukluklara yol açabilmektedir.
Büyüyen bademcik ve geniz eti uykuda nefes durmalarına yol açmıyorsa geniz eti ve bademcik ameliyatı 2 yaşından sonraya bırakılabilir, ancak uyku esnasında ciddi nefes durma atakları izleniyorsa ameliyat geciktirilmeden yapılmalıdır.
Sık geçirilen ateşli bademcik iltihabı atakları, uykuda nefes durmaları, bademcik çevresinde abse oluşma öyküsü, bademciğe ait kötü huylu tümör şüphesi durumlarında ameliyat zorunluluk; sık bademcik iltihabına bağlı olarak ateşli havale geçirme öyküsü, kulakta sık sıvı birikimleri, büyüme gelişme gerilikleri oluşturan sık enfeksiyonlar, bademcik kist ve taşları ise hastanın ameliyattan büyük yarar göreceği durumlardır.
Bademcik ve geniz eti ameliyatı sonrası en çok dikkat edilmesi gereken risk kanamadır. Bu amaçla ebeveynlerin çok dikkatli olması, özellikle ağız ve burundan çok miktarda taze kan gelmesi gibi durumlarda hemen doktoruna başvurması gerekmektedir. Ameliyat sonrası riskleri azaltmak için çocuğun bir kaç gün ağır fiziksel aktivitelerden uzak tutularak dinlendirilmesi. Bir hafta kadar da çok sıcak ve sert yiyeceklerden kaçınılması. Ameliyat sonrası verilecek yemek listesine uyulması ve hastaneden çıkışta verilen reçetedeki ilaçların düzenli kullanılması gerekmektedir.
Bademcik ve geniz eti vücudun mikroplara karşı savunmasında rolü olan lenfoid sistemin elemanlarıdır. Bademcik ve geniz eti ameliyatı sonrası bu dokuların yerine görev yapacak çok fazla dokunun vücutta bulunması nedeniyle uzun vadede bağışıklık sisteminde olumsuz bir etki görülmemektedir.
Kulakta sıvı birikimi, ateş ve ağrı olmaksızın kulak zarının arkasında, orta kulak boşluğunda sıvı birikmesidir. Orta kulağın havalanmasını, orta kulağı geniz boşluğuna bağlayan östaki borusu adlı bir tüp sağlar. Östaki borusunun işlevini yeteri kadar yapamadığı durumlarda orta kulak havalanması bozulacağından orta kulak boşluğunda sıvı birikimi başlar. Nezle, grip, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonrasında görülebilir. İlaç tedavisi ile düzelmeyen kulakta sıvı birikimi çocuklarda sıklıkla büyümüş ve iltihaplı geniz eti ile birlikte görülür.
Kulakta sıvı birikiminin tedavisi öncelikle ilaç tedavisidir. Üst solunum yolu hastalıkları aynı zamanda tedavi edilir. İlaç tedavisi sırasında hasta takibe alınır. Kontrollerle kulakta sıvı varlığı ve işitme değerlendirilir. Kulakta sıvı birikimi ilaç tedavileri ile düzelmiyorsa kulak tüpü takılması kararı alınır Çocuklarda genel anestezi ile uygulanır. Bu işlem esnasında kulak zarına çok küçük bir delik oluşturularak orta kulaktaki sıvı boşaltılır. Kulak zarı ve orta kulak değerlendirilir. Bazı hastalarda bu işlem bile yeterli olabilmektedir. Bazı hastalarda ise bu aşamadan sonra kulak zarına tüp takılması gerekebilir. Çocuklarda varsa aynı seansta geniz eti de alınabilir.
İlaç tedavisine yanıt vermeyen,uğun işitmesinde ciddi probleme yol açarak dil ve zeka gelişimini azaltmaya başlayan kulakta sıvı birikimlerinin tedavisinde kulak zarına tüp takılması ameliyatı yapılabilir. İdeal sonuç için çocuğun en az 3-4 yaşında olması tercih edilir.
Gırtlak kanseri erken evrede tedavi edildiğinde gırtlağın büyük kısmı korunur ve mükemmele yakın bir ses elde edilebilir. Bunun yanında çok ileri evrelerde gırtlağı korumak her zaman mümkün olamayabilir ve gırtlağın tamamının alınması gerekebilir. Bu durumda, yani gırtlağının tamamı alınan hastada üst solunum yolunun devamlılığı bozulduğundan hasta boğaza açılan kalıcı bir delik vasıtasıyla nefes almak zorunda kalır.
Gırtlak kanserinin erken evre ameliyatlarını gırtlakta sadece hastalıklı ses teli kısmının alınması, gırtlağın dikey ya da yatay eksende kısmi olarak alınması oluşturur. Bu hastalarda ameliyatta alınan doku miktarı arttıkça bozulmakla beraber her zaman hastalarda konuşma fonksiyonları korunmaktadır. Diğer bir deyişle ses performansı azalsa da mutlaka korunmaktadır. Bunun yanında ileri evrelerde gırtlağın tamamının alındığı hastalarda ana ses organı olan gırtlak ve ses telleri alınıp soluk borusu boyuna açılmakta hastanın doğal ve klasik yollarla ses çıkarması ve konuşması kaybolmaktadır, ancak bu hastalarda dahi gerek yemek borusu yoluyla konuşma rehabilitasyonlarıyla, gerek ek cerrahi müdahalelerle, gerek konuşma protezleri ve elektrolarinks gibi cihazlarla da olsa bir şekilde hastaya konuşma yeteneğini yeniden kazandırmak mümkündür. Yani gırtlak kanseri sonrası her hasta mutlaka bir şekilde konuşabilir, sosyal iletişimini sürdürmeye devam edebilir.
Nazofarenks boğazın burun boşluğuna açılan kısmıdır. En üstteki kısım olması itibariyle ‘üst yutak’, ya da halk arasında ‘geniz’ olarak da ifade edilir. Kafa tabanında yer alır ve önde buruna aşağıda boğaza her iki yanda ise östaki tüpü ile orta kulağa uzanır. Bu bölgede oluşan kanserlere “nazofarenks kanserleri” denir.
Geniz tümörleri bulunduğu bölge itibariyle genizle ilgili özel bulgular vermez, ancak kitlenin etkileri kulakta (Östaki tüpü ağzının kitle tarafından tıkanmasıyla kulakta işitme azlığı, tıkanıklık hissi) ve burunda (tek taraflı burun tıkanıklığı, kanlı burun akıntısı) görülebilir. Bunun yanı sıra bazen tek bulgu boyunda ele gelen bir şişlik ya da çift görme olabilir.
Bu bölge komşulukları itibariyle cerrahiye uygun değildir. Bu nedenle geniz tümörlerinde standart tedavi yöntemi cerrahi değil ışın tedavisidir. Hem geniz bölgesi, hem de tanı anında boyunda lenf bezlerine yayılım yaklaşık %70 oranında görüldüğünden boyun da ışın tedavisi alanı içine dahil edilmektedir. Son yıllarda ışın tedavisi ile birlikte ilaç tedavisi (Kemoterapi) de tedavide kullanılmaktadır.
Vücudumuzdaki ana tükürük bezleri, tıp dilinde majör tükürük bezleri olarak da adlandırılan kulak önü (parotis), çene altı (submandibuler) ve dilaltı (sublingual) tükürük bezleridir. Tükürük bezi tümörlerinde tanıda önce hastanın şikâyetleri dinlenir. Tipik olarak iyi huylu tükürük bezi tümörü, en sık yerleştiği kulak önü tükürük bezinde yavaş yavaş büyür. Genellikle hastanın kulak memesi altında ya da önünde hareket edebilen bir topak olarak hissedilir ve ağrı yapmaz. Bazen hastalar söz konusu kitleyi fark eder etmez başvurur, bazen de birkaç yıl boyunca iyice büyümesine izin verip kozmetik bir sorun yaratınca hekime gelirler. Kötü huylu tümörler ise daha hızlı büyürler, bunlar sert, ellediğimizde hareket yeteneği az ya da hiç hareket etmeyen kitleler olarak karşımıza çıkabilirler. Bu nedenle kulak memesi çevresinde giderek büyüyen bir kitle fark edildiğinde bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurulması önerilir.
Kulak çınlamasının birçok sebebi mevcuttur. Kesin mekanizmaları hala tam olarak anlaşılamamıştır. Sık görülen sebepleri arasında kulak kiri, ani işitme kaybı, Meniere hastalığı (iç kulakta basınç artışı), gürültüye bağlı işitme kayıpları, yaşlılığa bağlı işitme kayıpları, kalıtsal iç kulak hastalıkları, kafa travmaları, kulağa zararlı ilaç kullanımları (bazı antibiyotikler, kemoterapi ilaçları, aspirin, kinin, diüretikler), otoskleroz (orta kulak kemikçiklerinin kireçlenmesi), kardiyovasküler hastalıklar, santral sinir sistemi hastalıkları, metabolik hastalıklar tinnitusun tespit edilebilen sebepleri olarak sayılabilir. Ayrıca çok nadir olarak işitme ve denge sinirine ait tümörlerde de çınlama görülebilmektedir. Detaylı kulak burun boğaz muayenesine ek olarak şüphe halinde doktorunuz tarafından istenecek odyolojik ve radyolojik (MR ve Tomografi) tetkiklerle kolayca tanısı konmakta ve tedavisi düzenlenebilmektedir.
Çoğu burun kanaması, burun ön bölümünde bulunan kılcal bir damarın çatlaması nedeniyle tek taraflı olur. Kanamaların çoğunluğunu bu tip kanamalar oluşturur. Sıklıkla kuru iklimlerde veya kış aylarında kuru ve sıcak oda havası nedeniyle burun içini kaplayan mukozanın kuruması sonucunda oluşan kabuklanmalar ile olur. Bu tip kanamalar genellikler tek taraflı bazen iki taraflı da olabilir. Bu tip kanamalarda kanamanın kontrolü kolaydır, kendiliğinden bile durabilir. Arka burun kanamaları, sıklıkla orta ve ileri yaşlarda ve özellikle hipertansiyon hastalığı olanlarda görülür ve şiddeti burun ön kanamalarına göre daha fazladır Bunun dışındaki burun kanaması sebepleri; kaşıntıya yol açan alerji, enfeksiyon veya kuruluk durumlarında burnun karıştırılması. Üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonlar Kuvvetli burun sümkürme sonucu yaşlı veya genç hastalarda burun damarlarının çatlaması, buruna sıkılan kortizonlu ilaçlar, kokain kullanımı, buruna darbe alınması, burun kırıkları, yüz ve kafatası kırıkları, Burundaki kıkırdak ve kemik eğrilikleri sayılabilir. Burun, burun boşlukları ve genzin iyi ve kötü huylu tümörleri de yoğun burun kanamalarına neden olmaktadır. Bu tür hastalarda burun kanamaları genellikle tek taraflıdır. Kanamalar yanı sıra sürekli tek taraflı kötü kokulu akıntı da görülmektedir.